Ana içeriğe geç

Danışanlarımın Kaygı Hakkında En Sık Yanıldığı Şey: Zayıflık Olduğu

16 Eylül 2026

Görüşme odasında en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Kaygılıyım, çünkü yeterince güçlü değilim.” Kaygıyı bir zayıflık belirtisi olarak görmek çok yaygın ve bu inanç, insanların yardım istemeyi ertelemesinin de başlıca nedenlerinden biri.

Oysa kaygı, tehlikeye karşı bizi hazırlayan çok eski bir sistemin parçası. Sınavdan önce çalışmamızı, karanlık bir sokakta dikkatli yürümemizi sağlayan da aynı sistem. Sorun kaygının var olması değil; tehlike ortada yokken de sürekli alarm vermesi ve hayatı daraltmaya başlaması.

Birlikte çalıştığım kişilerin çoğu, kaygıyla ilk tanıştıklarında onu yenmeye, susturmaya çalışmış. Toplantıdan önce kendine “sakin ol” demek, uykusuz gecelerde düşünceleri zorla itmek. Bu mücadele genellikle kaygıyı büyütüyor, çünkü zihne “burada gerçekten önemli bir tehlike var” mesajı veriyor.

Görüşmelerde farklı bir şey deniyoruz: kaygıyı düşman olarak değil, bazen yanlış zamanda çalan bir alarm olarak ele almak. Alarmı duyup ne söylediğine bakmak, sonra gerçekten önemli olan şeye doğru adım atmaya devam etmek. Bu, kaygıyla kurulan ilişkiye başka bir yerden bakmayı deneme fırsatı veriyor.

Eğer siz de kaygınızı bir zayıflık olarak görüyorsanız, bunun üzerine birlikte düşünmek ilk adım olabilir.